top of page
pexels-akos-szabo-145938-440731_edited_edited.jpg

Türkiyenin parçalanma Programı

  • Writer: Alireza Nazmi
    Alireza Nazmi
  • Dec 24, 2025
  • 5 min read

Updated: Jan 2




Büyük Atatürk bize dört emanet bıraktı.

Vatan, Türk Milleti, Türkiye Cumhuriyeti ve Cumhuriyet Halk Partisi


Daha önce burada, iki kez Atatürk’ün ölümünden sonra bu

karizma, güç ve cazibenin ortadan kalkmasıyla, sessiz gölgede

uyuyan İsmet İnönü’ler endişe ve psikolojik güvensizlik duygusu

yaşadıklarından bahsetmiştim. O dönemde Türkiye’de eli

masonların elinde olan ve bu salgının Türkiye’deki hükümete,

partiye ve devlet adamlarına bulaşmasına vesile olan Başbakan

Celal Bayar, Atatürk’ün yokluğundan yararlanarak harekete geçti.



İsmet İnönü’nün Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Roosevelt ve

Dışişleri Bakanı Cordell Hull’a yaptığı çağrı, 2. Dünya Savaşı’na

hazırlanan Beyaz Saray tarafından memnuniyetle karşılandı. Bu

seçim desteğine karşılık İnönü Amerikan Demokratları’na, sürekli

olarak Kürtleri Türkiye’yi bölmek için donatma, diğer etnikleri Türk

Milleti’nin hegemonyasını yıkmak ve Atatürk’ün yarattığı milli

birliği zayıflatmak için kışkırtma ve teşvik ederek söz verdi.


Bu biatin Amerikan bayrağını dalgalandırarak ilan edilmesi,

Almanya’nın Afrika’daki Arap müttefiklerine ulaşmasını

engelleyerek, Balkanlar’da yeni bir cephe açma ihtiyacını ortadan

kaldırarak, Kanal ve Karadeniz üzerinden güneybatı Rusya’nın

hassas cephelerine ulaşımı kolaylaştırması için Türkiye’nin Dünya

Savaşı’ndaki hizmetlerinin başlangıcı oldu.


2005 yılına gelindiğinde, Atatürk’ın mirasından yapılan bu

sapmalar, onun dört mevzuatının yalnızca üç öğesini hedef

alınmıştı. Artık “Parti” ideolojisi kirlenmiş, “Türk Milleti” kavramı

çarpıtılmış ve “Vatan”ın toprak bütünlüğü sorgulanmaya

başlamıştı. Ancak 10 Aralık 2005’te, ülke ve millet düşmanları,

önceki üç hedefi vurgularken, ilk kez “Türkiye Cumhuriyeti”ni

yıkma ve yok etme niyetlerini açıkladılar. Aynı tarihte Rusya,

Fransa, İsrail ve Amerika’nın desteğiyle Türkiye’deki kimi siyasiler

ve komünist/terörist grupların temsilcileri İstanbul’da bir otelde

toplandılar ve “10 Aralık Herekatı” planını onayladılar. Netanyahu

ile birlikte Maliye Bakanlığı’ndan istifa ettikten sonra Wall Street’in

Beyaz Saray’a kur yaptığı Amerika’dan Senatör Barack Obama,

bu grupta İsrail’i temsil ediyordu.


Ancak, Batı Hıristiyan Dünyası’nın beş yüz yetmiş yıllık yarası

elbette hiçbir zaman iyileşmemiştir. Sömürgeciler’e karşı Türk

Milleti’nn her ferdi, İstanbul’un fethi için bedel ödemesi gereken

Sultan Fatih Muhammed’ gibi idi. Batı sömürgeciliği, Müslüman

Türk topraklarının güvensizliğini, uyuşturucuya, teröre,

yoksulluğa, IŞİD’e, Taliban’a, PKK’ya, hastalığa, nefrete,

aşağılanmalara maruz kalmasını ve liderlerini de onların

emirlerine boyun eğen sözde liderler olmasını istiyordu. Elbette

bugün Türkiye’nin durumu onların eski yaralarına tuz, kıskançların

gözlerinde diken ve kalplerinde nefret dolu bir acıdır.

Sömürgecililer Türkiye’nin kendileri için istediği koşullara geri

dönmesini istiyolrlardı. Yeni sömürgeleştirme biçiminde şiddete,

darbeye, işgale, baskıya gerek yoktur. Tek gereken birkaç hain

ruh hastası, bir grup satılmış insan, kolay dolduruşa getirilen

bilgisiz bir kitle ve bir avuç dolardı.



Albay Thomas Edward Lawrence’ın (Arabistanlı Lawrence)

mertçe olmayan bir görevi vardı ama ülkesine, ordusuna,

hükümetine, kralına ve ulusuna hizmet etmekle görevlendirilmişti

ve İngiliz ordusunun yapamadığını o yaptı. Ama bizim

Lawrence’ımız yani Kemal Kılıçdaroğlu, nesiller boyu parti liderleri

gibi, isteyerek sömürgeciliğe, düşman tetikleyicisine ve Amerikan

kapitalizminin zulmüne hizmet ediyor. Onların Lawrence’ları vatan

düşmanlarını zayıflattı ve parçaladı, bu ise Atatürk’ün bütün

eserlerini ortadan kaldırmak ve yok etmek için Atatürk’ten ödünç

aldığı kılıkta vatan düşmanlarını güçlendirir ve birleştirir.


10 Aralık 2005’te Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal

Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Maral Akşner, Saadat Partisi

Genel Başkanı Temel Karamolllaoğlu, Demokrat Parti Genel

Başkanı Gültkin Uysal, Demokrasi ve Atılım Partisi’nin Genel

Başkanı Ali Babacan ve Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu,

İstanbul’da bir araya gelerek, Barack Obama ve Netanyahu’nun

yazılı desteğiyle hazırlanmış olan “10 Aralık Hareketi” projesini

planladılar. Bu hizmeti sayesinde Obama ilk siyahi başkan olarak

seçilmişti. Bu arada Netanyahu da muhalefet liderliğini ele

geçirerek sonraki başbakanlıkların da önü açılmış oldu. İşin acı

tarafı, bu beş altı kişilik grubun kendilerini Türkiye’nin “Milli

Şahısları” olarak görmeleridir.



Bu yıl sömürgecilik nedeniyle projenin uygulanması için gerekli

tüm koşullar hazırlanmıştır. Bir yanda Beyaz Saray’daki

Obama’nın geri dönülmez anlayışı İsrail ajanları tarafından

kuşatılmışken, diğer yanda Türk Dünyası Konseyi’nin

sömürgecilerin ruhunu sarsmış, Cumhurbaşkanı Erdoğan ise

siyasi, fikri ve ekonomik olarak ülkeyi bernzersiz, başarılı ve

bağımsız bir biçimde yönetmektedir. Bu plan Türkiye’yi üç

döneme ve on bölgeye ayırıyor. Bu bölünme ile üç bağımsız Kürt

(Erbil-Kerkük ve Batı Azerbaycan’a bağlanacak) ve Ermeni

(Ermenistan’a bağlanacak) ve Türk ülkesi (ilkin Osmanlı bölgesi)

ve üç sömürge bölgesi (Yunanistan, Fransa ve İngiltere) ve üç etki

alanı (Fransa, İngiltere ve İtalya) ve bir “uluslararası askerden

arındırılmış bölge” (Karadeniz, İstanbul ve Çanakkale’den İzmir’e

kadar) yaratılması amaçlanmaktadır.


Davutoğlu’nun AK Parti’deki ilk çalışmaları ve kabinedeki

uğraşlarının aslında ihanet olduğunu çok güvenilir ve farklı iki

kaynaktan biliyordum. Diyarbakır’da proton terapi hastanesi

projesinin hayata geçirilmesi sırasında hükümete bağlı Kürt asıllı

proje sahibi, onun terör örgütleriyle olan bağlantısını fotoğraf ve

videolarla, bayan Clinton’la gizlice işbirliği yaptığını bana

göstermiş ve anlatmıştı. Ayrıca kızım ve damadımla birlikte New

York’a yaptığımız yolculukta damadım ve ben bay Ban Ki-

Moon’nin (damadımın dayısı) misafiri olmuştuk. O son günlerini

BM Genel Sekreteri olarak geçiriyordu. Ki-Moon Türkiye’ye olan

ilgimi bildiği için, Ahmet Davutoğlu’nun 2015 ve 2017 yıllarında

BM toplantılarına katılırken, Beyaz Saray’ın tavsiyesi üzerine

Pensilvanya’da Fethullah Gülen ile iki kez gizli görüşme yaptığını,

ilk görüşmenin de sızdırıldığını belirtti.


Batılı Hıristiyan sömürge dünyası çok iyi biliyor ki, İslam’ın ve

Türkler’in yok edilmesi için Türkiye Cumhuriyeti’nin bugünkü

durumundan ve gittiği yoldan vazgeçilmesi, başka bir Suriye, Irak

ve Afganistan’a dönüşmesi yeterlidir. Bu nedenle, birçok

planlarından (ki burada bahsedeceğiz) biri de etnik kimliği yerel ve

coğrafi kimliklere dönüştürmektir. Güney Azerbaycan’da yapılan

hokkabazlığın aynısı gibi. Ya da kadife devrimlerde olduğu gibi alt

kimlikleri öne çıkarmak ve onları propaganda etmek. Din söz

konusu olduğunda, onu parçalamak için dinlerin alt dalları ile

uğraşmak, bu da dini ilgisiz kılacağını ve aynı din arasında

ayrılıklar yaratacağını iyi biliyorlardı. İran’da ithal Şiilik’le

yaptıklarının aynısını yaptılar ve sadece iki İslami güç arasında

uzlaşmaz bir ayrılık yarattılar ve onu sonsuza değin mühürlediler.


Bizden (Biz İran Türkleri’nden) farklı olarak ben Türkiye

Türkleri’nin milli ve kolektif bilincine çok inanıyorum ve tarih bunu

defalarca ispatlamış olsa da, bu konuda ne kadar çok şey

söylenirse o kadar az görülüyor.


Bu seçim bir başkan, parti, grup ya da ideoloji seçimi değil, bu

seçim dünyanın ve insanlığın kaderini etkileyebilecek bir seçimdir

dersem abartmış olmam.


Allah’a şükürler olsun ki komünist değilim, ama sosyal

demokrasiye inanıyorum, aşırı kapitalizmden nefret ediyorum ve

hayatım ve çocuklarım için Batı Dünyası’nı seçtiğim açık. Aynı

zamanda Türk idealisti, dünya etkileşimine açık bir Turan

ülkücüsü ve aynı zamanda yapıcı ve adalet arayan biriyim.


Aşırı kapitalist kölelik ve İsrail’in palyaçoluğu, Amerika Birleşik

Devletleri’nin üçüncü sınıf adamlarla çatışması/onları alt etmesi,

hastalıklı, tekebbürü ve kendini beğenmişlerle birleştiğinde Çin’in

Orta Doğu, Afrika ve Güney’de kadife nüfuzu için eli sonuna kadar

açılmış bulunmaktadır. Çin, ABD’nin can damarı ve arka bahçesi

sayılan Güney Amerika Kıtası’na yirmi kattan fazla yatırım

yapmıştır. Bu, eğlence ve kumar için kullanılan küçük bir ada için

dünyayı atom savaşına getiren Amerika’dır işte aynı Amerika. Çin,

İslam Dünyası’nın yozlaşmış liderlerinin dünyasına o denli nüfuz

etmiştir ki, dün birbirinin kanına susamış olan iki Müslüman ülkeyi

Çin barıştırabildi. Ve Amerika uyuyor ve Ermeni lobisinin kin ve

nefretini, Yunan asıllı siyasetçilerin Türkiye ve İslam

Dünyası’ndaki tarihi kinini muhtemelen kendi çöküşü pahasına

nasıl kaldıracağının hayalini bile kuruyor.


Türkiye’nin bugün bekası, İslam Dünyası’nın bağımsızlığını, Türk

Dünyası Konseyi’nin otoritesini ve Müslümanlar’ın, Türkler’in,

Afrika uluslarının ve Pakistan’ın ekonomik ittifakını vaat ediyor. Ve

yaklaşık yirmi yıl önce “Avrasya İnsan Hakları Örgütü”nün ev

sahipliğinde İran Türkleri Kongresi’nin oluşum aşamasında

Türkiye’de yaptığım konuşmalarımda dile getirdiğim gelecek

planında üçlü dünyanın kurtuluş olacağını vurgulamıştım. Bunlar

Çin ve onun Asya uyduları, İslam Dünyası ve Rusya, Avrupa ve

Amerika kıtalarından oluşan Hıristiyan Dünyası’ndan

oluşmaktadır. Ve buna bir nükleer savaş eşlik etmese bile Çin’in

istediği tek kutuplu dünyadan ve Amerika’nın istediği iki kutuplu

dünyadan çok daha adil, daha dengeli ve etkileşimli olacağı

kesindir. Doğu ve Batı on yıllardır aşağılayıcı “Üçüncü Dünya”

unvanını kullanıp duruyorlar ve bunu ancak Türk Dünyası’nın

“Üçüncü Gücü” olarak tezahürü ve otoritesi telafi edebilir ve

bunun yolu “sadece” ve “sadece” Türk İranı’ndan geçer. Ve

elbette sömürgecilerin İran Türkleri’nin kimliğini, toprağını ve

insanlığını bölmeye yönelik bu kirli girişimi, etkisiz hale getiirecek

ve itibarsızlaşacaktır.


“İran Türkleri Kongresi”


Dr. Alireza Amir Nazmi Afşar

26 Mart 2023

Kaliforniya

 
 
 

Recent Posts

See All
Letter to President Trump 2/4/2026

President Donald Trump White House 1600 Pennsylvania Avenue, N.W. Washington, DC 20500   Dear Mr. President, As an American citizen and the director of the Congress of Iranian Turks in Exile, I would

 
 
 

Comments


bottom of page